Share on facebook
Share on twitter
Share on email
Share on whatsapp

Ekonominin Bugünü ve Yarını

İstanbul Ekonomi Araştırma’nın Türkiye Raporu araştırma dizisini yayınladıkları ilk günden bu yana aralıksız takip ediyorum. Ben hem ekonomik, hem siyaset stratejisi analizi yapan bir uzmanım. Resmi veriler ve seçim anketleri yanında, çok zengin bir yelpazede halkın nabzını tutan ve tahmin değeri yüksek, “ekonomiye güven” gibi değişkenlerde karşılaştırma yapmaya imkân veren zaman serisi oluşturan bu raporlar çok yararlı.

Bence meslektaşlarımın analizlerini sağlamak (doğrulamak) ve zenginleştirmek için İEA’ın Türkiye Raporu bulgularını da veri dağarcığına katmaları faydalı olur. Bizim ekibimiz İstanbulanalytics Raporları ve ParaAnaliz’de bu rapordaki bulguları yeri geldiğince kullanıyorlar.

Ekonominin durumu anketine katılanlar rastlantısal bir vatandaş kesiti, yani aralarında iş insanları, esnaf, ev kadını ve işçiler var. Bu anlamda ekonominin hem üretim hem ticaret hem de tüketim tarafının temsilcileri.

Ekonominin bugününe güven duyma oranı harcama-tasarruf tercihini etkiler. Eğer güven yoksa, harcamalar kısıtlı tutulur, tasarruflar daha iyimser bir yarın için saklanır. İş dünyası da yatırımları erteler. Türkiye’nin Covid-19 başladığından bu yana içine düştüğü düşük tüketim-üretim dengesini anketlerde tespit edilen bu genel algıya bağlıyorum.

Ancak, Türkiye’nin kendine özgü politik-ekonomik şartlarında, genel kuram biraz farklı çalışıyor. Öncelikle, yarına da güven çok düşük. Dolayısı ile, iş dünyası bağlamında uzun erimli bir sabit sermaye yatırımı kuraklığına girmiş olabiliriz. Nitekim 2020 sonunda sona eren veri seti (son çeyrekte artış sergilese de), 2016’dan bu yana özel sektör yatırımları (inşaat hariç)/GSYH oranının önceki döneme göre gerilediğini çok açıkça gösteriyor. Ancak bu durağanlık gerçeğin sadece bir kısmını açıklıyor. Hükümetin azimle izlediği düşük reel faiz ve sonsuz teşvik politikasına rağmen sabit sermaye yatırımlarının artmaması güven yoksunluğuna bağlı olabilir. Bu yoksunluğu banka ve finans-dışı kesimin projelerde kullanılacak FX kredilerinin bir kısmını geri ödemesinde de seziyorum.

Tüketiciler açısından ise genel kuramda çizilen tasarruf oranında artış gerçekleşmiyor, çünkü birikimlerin reel (enflasyondan arındırılmış) getirisi itinayla düşük tutuluyor. Bu yüzden finansal tasarruf/harcanabilir gelir oranı düşük kalıyor. Birikimler verimli şekilde yatırıma dönüşmüyor. Bunun yerine zaman içinde enflasyona karşı değerini koruyacağı düşünülen döviz, altın, kripto-para, konut, arsa, hatta otomobil ediliyor.  Tüccarlar ham ve yarı mamul stoklarına harcama yapıyor.

Bu davranışın ekonominin hızlı büyümesi ve yüksek katm değerli üretime geçmesi için en temel koşullardan biri olan etkin kaynak dağılımını fena halde bozduğu görüşündeyim.

Özetleyeyim: Ankete göre, “Mart ayı itibarı ile ekonomiyi Çok Kötü / Kötü olarak değerlendiren katılımcıların oranı %66 oldu. Şubat ayındaki yükselişten sonra ekonominin bugününü olumsuz değerlendirenlerin oranı tekrar %70 seviyesinin altına indi”.  Çok Kötü/Kötü oranı %50’in altına düşmedikçe ekonomide sürdürülebilir bir toparlanma çok zor. Aynı meanda, anket “Bu anlamda ekonominin bugününü olumsuz değerlendiren katılımcıların gelecekte bugünden daha kötü bir durum olmayacağını düşündüklerini söylemek mümkün” diyor.  Bugün ekonomik durum çok kötü olarak algılandığına göre, harcama ve sabit sermaye yatırımlarının artması için, yarının bugünden daha iyi olacağını düşünenlerin oranının gözle görülür şekilde öne geçmesi gerekecek.

 

Atilla Yeşilada, Ekonomist

Ayrıcalıklı Üyelik

Anket verisi ulaşılmaz olmak zorunda değil. Ayda 10 lira vererek hem TürkiyeRaporu.com araştırmalarına destek olabilir hem de her ay Türkiye çapında 2 anketin detaylı sonuçlarına ulaşabilirsin. Daha fazla bilgi edinmek için tıkla.

İlgili Gönderiler

Önerilenler

Haber bültenine kayıt olmayı unutmayın

BU ARAŞTIRMANIN DAHA DETAYLI SONUÇLARINI GÖRMEK İSTER MİSİN?

Her ay düzenlediğimiz 2 Türkiye geneli anketin detaylı sonuçları için