Share on facebook
Share on twitter
Share on email
Share on whatsapp

Pandemi Döneminde Toplumun Hak Algısı

Dr. Mert Arslanalp & Dr. T.Deniz Erkmen

İkinci yılına girdiğimiz Covid 19 salgının en önemli etkilerinden biri temel haklar alanında yaşandı. Salgınla mücadele önlemleri çerçevesinde dünyanın birçok yerinde, en korunaklı addettiğimiz özgürlüklerimiz virüsün yayılmasını engellemek için kısıtlandı, askıya alındı. Olağanüstü haller üzerine yapılan çalışmaların dikkat çektiği önemli noktalardan biri pandemi, savaş, terör saldırısı gibi olağanüstü hal gerekçeleriyle haklar kısıtlanmaya başlanınca bu kısıtlamaların başlangıç gerekçelerini aşıp, sınırsızca yeni hak ve özgürlük alanlarını etkileyebileceği, yürütmedeki yetki ve güç yoğunlaşmasını kalıcı şekilde arttırabileceği, keyfi yönetim pratiklerini genişletebileceğidir. Pandeminin yarattığı meşruiyet ve gereklilikle ilan edilen kısıtlamaların, bu türden otoriter ve ayrımcı uygulamalara yol açıp açmadığını takip etmek için V-DEM (Varieties of Democracy) Projesi tarafından oluşturulan Pandemik Demokratik Standartların İhlali Endeksi’ne (Pandemic Violations of Democratic Standards Index) göre, Türkiye pandemi uygulamalarında demokratik standartların Mart-Aralık 2020 döneminde ağır ihlaller yaşadığı 34 ülkeden biri.[1]  Toplanma yasaklarının iktidar ve muhalefet yanlıları için farklı şekillerde uygulanması, cenaze işlemlerine yönelik kısıtlamaların dahi bazı kişi ve gruplara ayrıcalık dağıtırcasına gerçekleşmesi, salgın bahanesiyle içki satış yasağı getirilmesi, muhalefetin yönettiği belediyelerin sosyal yardımlarının engellenmesi, bu hak ihlalleri ve keyfi yönetim biçiminin akla ilk gelen örnekleri. (Salgın döneminde milyonların çalışmak zorunda bırakılması veya yeterli destekten yoksun olarak eve kapatılması ise bu yazının sınırlarını aşan hem yaşama hakkını hem sosyal hakları ihlal eden uygulamalar). Şüphesiz, Türkiye’de salgın döneminin haklar alanında yarattığı tahribat, uzun yıllara yayılan bir otoriterleşme süreci ve onun parçasını oluşturduğu iki yıllık bir olağanüstü hal sürecinin yarattığı zeminin üzerinde yükseldi. Salgın, bu anlamda hem öncesinde oluşan keyfi, hukuk tanımayan, otoriter yönetimin hem daha da ayyuka çıktığı hem de derinleştiği bir dönem oldu. Bu anlamda, pandemi gibi olağanüstü durumların haklar alanındaki etkisinin olağan dönemdeki rejimin karakteristiği, güçler dengesi ve kurumsal pratikler tarafından belirlendiğini söylemek mümkün.

Peki temel haklardaki kısıtlamalara halk nasıl bakıyor? Halkın haklara yönelik algısı ve yönelimi nedir? Bu çetrefilli soruya Türkiye Raporu ve Friederich Naumann Foundation’ın 17 Haziran 2020’de yayınlanan Turkish Public Opinion on Privacy and Personal Liberties adlı raporu ışık tutuyor. Henüz yukarıda belirttiğimiz birçok ihlalin gerçekleşmediği, pandeminin ilk döneminde gerçekleştirilmiş bir anket çalışması olduğu için son bir yılın deneyimini yansıtmasa da rapor hak algısına dair önemli bulgular içermekte.  Katılımcıların “aşağıdakilerin hangilerini temel haklarınız arasında sayarsınız” sorusuna verdiği cevaplar aşağıdaki tablodaki gibi. Çoğunluk birçok hakkı temel hak olarak görse de bu hakların önemini dikkate aldığımızda yüzdelerin yine de düşük olduğunu söyleyebiliriz.

Kamuoyunun farklı hak kısıtlamalarını ne kadar desteklediği, hakları pratikte ne kadar sahipleneceğinin daha doğru bir göstergesi olabilir. “Olağanüstü koşullarda aşağıdaki uygulamalara ne kadar katılırsınız?” diye sorulduğunda siyasi partilerin ve sivil toplum örgütlerinin çalışmalarının ve protestoların sınırlandırılmasına destek verenlerin sayısı, vermeyenlerden daha fazla. Sosyal medya kısıtlamalarına destek verenlerin oranı da karşıtlarınkiyle neredeyse aynı.  Pandemi gerekçesiyle hak sınırlamalarını destekleyenler tüm eğitim seviyelerinde yüzde 70’leri aşarken, terör saldırısı, terör saldırısı şüphesi ve protesto gibi gerekçelerde oranlar yüzde 40’lar ve aşağısına düşüyor (Anketin pandemi sırasında yapılmış olmasının bu sayıları etkilemiş olmasını bekleyebiliriz).

Temel haklarımızdan biri olan gösteri ve toplantı yürüyüşleri düzenleme hakkı, yani barışçıl protesto yapma hakkı, pandemi döneminde eşitsiz ve ayrımcı bir şekilde kısıtlanan hakların başında geliyor. Bu açıdan pandemi öncesindeki dönemde “mobil ohal yönetimi” olarak tanımladığımız pratiklerle de devamlılık arz ediyor.[2] AKP’nin kapalı alanlarda kongre yapmasına izin verilirken, İkizdere’de yaşam alanlarını savunan köylülerin eylem yapmasına Rize Valiliği 17 Mayıs’ta yasak getirdi.  Boğaziçi Üniversitesi protestolarının başlamasından iki gün sonra Beşiktaş ve Sarıyer’de protesto yasağı ilan edilirken, Beyazıt Meydanı’nda iktidara yakın bir kesimin protesto yapmasına izin verildi, aynı meydanda İstanbul Üniversitesi öğretim üyeleri Boğaziçi’ne destek açıklaması yapmak isteyince polis tarafından engellendiler, eylemlerini yürüyerek yapmak zorunda kaldılar.

Araştırmaya katılanların sadece yüzde 47’si, protesto ve toplantı yapmayı temel hak olarak görüyor. Daha önemli bir nokta, protestoların hangi konuda yapıldığının o protestoyu yapma hakkına dair görüşleri değiştiriyor olması. 1-5’lik skalada asgari ücret, kadın hakları, çevre protestoları yapılmasının uygun olduğuna katılanların oranının, LGBTİ bireylerin hakları için yürüyüş yapma hakkına katılanlardan daha fazla olması siyasi yönelimler ve toplumsal kimliklerin kimin ve hangi konuda protesto yapma hakkına sahip olduğuna dair bakışımızı etkilediğine dair işaretler sunuyor.   Bu etkiyi parti kırılımlarına dair ikinci tabloda da görüyoruz. Mesela, söz konusu kadın hakları olduğunda AKP, CHP ve HDP seçmeni eylemi uygun görürken, yani kadın hakları mevcut toplumsal ve siyasal fay hatlarını aşan bir özelliğe sahipken, eşcinsel yürüyüşleri konusunda AKP ve CHP seçmeni arasında ise fark yüksek.

Protesto hakkı çerçevesindeki bu ayrışmalar, pandemi döneminde yaşanan önemli hak kayıplarından biri olan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkma kararının toplumdaki siyasi kutuplaşmayı aşan bir tepki uyandırmış olabileceğini düşündürtüyor. Bunun kendisi ayrı bir araştırma konusu olsa da kadın hakları meselesinin geniş bir kesim tarafından sahiplendiğine dair işaretler mevcut. Tam da bu yüzden iktidarın İstanbul Sözleşmesi ile ilgili söyleminde LGBTİ vurgusu yaptığını, böylece konuyu daha ayrıştırıcı bir hak alanına taşımaya çalıştığını görüyoruz.

Pandemi dönemi, Türkiye’de yurttaşlık haklarındaki gerilemenin derinleştiği, idari kararların anayasanın yerine geçtiği, derinleşen toplumsal eşitsizliklerle birlikte hukukun önünde eşitliğin de zayıfladığı bir dönem olarak tezahür etti. Bu durum Türkiye’nin pandemi dönemine otoriter bir rejim altında girmesinin sonucu olduğu kadar, mevcut rejimin kendini git gide dar bir gruba ayrıcalıklar dağıtarak devam ettirmeyi seçmesinin de sonucu. FNF araştırmasının işaret ettiği sonuçlardan biri, haklar alanındaki gerilemelerin homojen bir tepki çekmeyeceği ve ihlal edilen hakka ve hakkı ihlal edilen gruba göre farklılıklar teşkil edeceği. Yine de hakları ihlal eden bu keyfi yönetimin, hayatın her alanını bireylerin refahında, sağlığında ve toplumsal güvenlik hissinde gözle görülür bozulmaların yaşandığı bir dönemde gitgide daha fazla etkiliyor olması, daha bütüncül bir demokratik tepkinin ortaya çıkma ihtimali veya potansiyeli olduğunu da düşündürüyor.

 

 

[1] https://www.v-dem.net/en/analysis/PanDem/

[2] Bkz. Arslanalp, M., & Deniz Erkmen, T. (2020). Mobile emergency rule in Turkey: legal repression of protests during authoritarian transformation. Democratization27(6), 947-969; Ayrıca bkz. https://birikimdergisi.com/guncel/10211/mobil-ohal-yonetimi-ve-turkiyede-protesto-yasaklari

Ayrıcalıklı Üyelik

Anket verisi ulaşılmaz olmak zorunda değil. Ayda 10 lira vererek hem TürkiyeRaporu.com araştırmalarına destek olabilir hem de her ay Türkiye çapında 2 anketin detaylı sonuçlarına ulaşabilirsin. Daha fazla bilgi edinmek için tıkla.

İlgili Gönderiler

Önerilenler

Haber bültenine kayıt olmayı unutmayın

BU ARAŞTIRMANIN DAHA DETAYLI SONUÇLARINI GÖRMEK İSTER MİSİN?

Her ay düzenlediğimiz 2 Türkiye geneli anketin detaylı sonuçları için

Are you sure want to unlock this post?
Unlock left : 0
Are you sure want to cancel subscription?